Erteleme Üzerine

Ertelemek Üzerine

Ertelemek kavramını bir işi daha sonra yapmak şeklinde tanımladığımızda bu tanımın yetersiz olduğunu görüyoruz. Ertelemek, hem duyguyla hem de davranışla ilişkili bir kavram. Aslında bir işi yapmamaktan çok, bir işi yapmanın yarattığı rahatsızlıktan kaçınmak desek daha doğru tanımlamış oluruz.  Belki de buna, yetersizlik hissinden ve belirsizlikten bir süreliğine kaçmayı deneyi de eklersek tanımı biraz daha güçlendirebiliriz.

Ertelemek genellikle tembellikle ilişkilendirilen bir kavramdır. Oysa kişi çoğu zaman işin kendisinde uyandırdığı duyguyla yüzleşmek istemez. Bu gibi durumlarda ertelemek senin için bir dert olduysa önce duyguya odaklanmamız gerekiyor. Sana bu eylemi yaptırmayan, kaçmana sebep olan duygun ne? Başarılı olamayacağın korkusu mu? Belki de nereden başlayacağını bilememenin verdiği belirsizlik duygusu; mükemmeliyetçiliğin! “Şimdi bununla uğraşacak enerjim yok” gibi bahanelerin; biraz daha hazır olma düşüncen…

Erteleme çoğu eğitimde bir zaman yönetimi tuzağı olarak ele alınsa da duygu problemi olarak da ele alınmalıdır. Yapılan en büyük hatalardan biri duyguyu ortadan kaldırarak problemle baş etme yöntemidir. Oysa o duyguyla beraber harekete geçmeyi öğrenirsek bu tuzaktan çoğu zaman korunmuş oluyoruz. “O halde duygularımla birlikte harekete geçmek” sonradan öğrenilebilir bir davranıştır. Bir süre zahmet çekerek harekete geçen bir zihin yapısı oluşturmak ve bunu alışkanlık haline getirmek mümkündür.

Adı konulmamış bir duygu davranışı yöneteceğinden, öncelikle seni ertelemeye iten duygunun ne olduğunu bulmaya çalışman ilk adım olabilir. İşte tam burada rağmencilik devreye giriyor. İçimdeki duyguya rağmen harekete geçebilen bir yapıdan bahsediyoruz. Çoğu kaynakta verilen önerilerden biri, işe bir yerinden, küçük bir parçasından başlamaktır. Bu, ertelemeyi engellemek açısından oldukça motive edici bir yöntem olarak ele alınıyor. Belki sadece bir başlık atmak. Parçala, böl ve yönet…

Görevi küçülttüğünüzde duygusal direncin de küçülebileceğini söyleniyor. Örneğin bu yazıyı kaleme almadan önce serin bir ağustos sabahının eşsiz güzelliğinde, manzaraya karşı kahvemi yudumluyordum. Web siteme bir yazı yazmam gerekiyordu. Eğer belli aralıklarla yazı yayımlamaz isem görünürlüğüm azalıyordu. Size beynimde olanları aktarayım:  15 gün boyunca takvimim boş. Bu yazıyı yazmak için önümde uzunca bir süre var. Serin bir ağustos sabahında manzaraya karşı kahvemi yudumluyorum. Gözümde büyüyen yazı için tek bir şey yaptım. Kahvemi yanıma aldım ve odama geçtim. Sonra bilgisayarımı açtım. Bir yazı dosyası oluşturdum ve bir başlık düşündüm. Çok geçmeden de “Ertelemek Üzerine”  başlığını attım. Sonrası mı? Buraya kadar okuduysan tüm bunları yazalı 15 dakika olmadı! Demek ki beni ertelemeye iten şeyin büyük bir kısmı ne yazacağımı bilmemenin vermiş olduğu belirsizlik duygusuydu. Balkonda beni harekete geçiren şey ne mi oldu? Kendime meydan okuma alışkanlığım. Kendime hemen şunu sordum: Neden bu işi şu an yapmak istemiyorum? İkinci soru da şu oldu: “Ne olsa yapardım?” Cevap basitti. Git ve bir başlık at… Hepsi bu. Bir de tuzak duygular var. Sen bir eğitmensin Volkan, ya hata yaparsan! Artık hataların kontrolü o denli kolay ki! Bir ilçe kütüphanesinden hallice arşivin, altı çizili yüzlerce kitabın var. Nihan Kaya’ nın “Erteleme Nedenleri ve Çözümleri” kitabında bir cümle var ki bu durumu çok iyi açıklıyor: “Kendimize kötü yapma hakkı tanımadan iyi yapamayız.” Aynı kitapta bir de Ayn Rand ‘in fıskiye metaforuna da yer verilmiş. Ayn Rand kitapta kahramanlarınınj belleklerini sıvılaştırılmış çimentoya benzetiyor. Birini bir süngere benzetiyor. “Üzerine düşen her şeyi tutardı.”  Diyor. Başka bir kahramanını ise fıskiyeye benzetiyor. Sünger suyu yani bilgiyi tutuyor. Fıskiye ise onu etrafa fışkırtıyor. Sünger bilgiyi olduğu haliyle koruyor, fıskiye ise bu bilgiyi kullanıyor ve başka yerlere ulaştırıyor. Kendisinden uzaktaki çimlerin büyümesini sağlıyor. Yani bilgiyi gerçek anlamda kullanabilme kapasitesi süngerin değil, fıskiyenin.

Sünger bilgiyi toplar ama fıskiye bilgiyi harekete geçirir. Erteleme de bazen tam burada başlar. Bilmek yetmez; bildiğimiz şeyin rahatsızlığına rağmen onu kullanmaya başlamamız gerekir.

Kitaplarımın birinde Unkapanı hikâyesinin Ünkapanı kısmını araştırıp yazmıştım. O dönemde kısıtlı kaynaklardan bilgi toplayabiliyordum. Yazdığım bilgi asparagasmış. Hata yapmışım! Sonuç? Kimse beni bu hatadan dolayı darağacına asmayacak. Üstelik bugün geriye dönüp baktığımda, o hatanın bana başka bir şey de öğrettiğini görüyorum: Hata yapma ihtimali, yapmamanın gerekçesi olmamalı. Çünkü bazen mükemmel yapma çabası, hiç başlamamaktan başka bir işe yaramıyor.

Belki de ertelemekten kurtulmanın yolu, önce kendimizi hazır hissetmeyi beklememektir. Çünkü bazen hazır hissetmek, harekete geçtikten sonra gelir. Kaygımıza, belirsizliğimize, yetersizlik hissimize, hatta hata yapma korkumuza rağmen küçük de olsa bir adım atabilmek… Ben buna Mümün Sekman’ dan öğrendiğim üzere rağmencilik diyorum. Duyguya rağmen değil, duyguyla birlikte harekete geçebilmek. Bazen bütün mesele bir kitabın ilk cümlesini yazmak, bir dosyayı açmak ya da sadece bir başlık atmaktır. Gerisi çoğu zaman kendiliğinden gelir.

Volkan Durak 2026